Yedikçe semir gelin
Penceresi demir gelin
Oğlanı ben doğurdum
B.k'unu kemir gelin
Zile manisi
Bir önceki yazımda (Söylediğin Gibi: Toz Oldun), oğlumla ilgili duygularımdan; ilk kez bir kız arkadaşıyla yan yana gördüğümde, yaşadığım sarsıntıdan söz etmiştim. Uzun sürmedi bu durum. Aradan günler geçip olaya daha soğukkanlı, biraz daha duygusallıktan uzak bakmaya başladığımda; kıskançlık ve sahiplenme duygularının hastalıklı bir ruh yapısının ürünü olduğunu düşünmeye başladım. Okumuş, eğitimcilik yapmış, kendine "aydın" sıfatını layık görmüş kendime, hastalıklı bulduğum bu ruh halini yakıştıramadım. Sevgide ölçülü ve tutarlı olmadığımı fark ettiğimde;"Hey! kendine gelsene sen!" diye azarladım kendimi.
Hastalığımın hangi düzeyde olduğunu öğrenmek için, Freud'un, Jung'un bu konudaki görüşlerini araştırdım yeniden. Oedipüs Kompleksi'ni deşeledim; ama, daha önceden bildiğim, pek çok insanın yaşayabileceği şeylerdi gördüklerim, durumuma bir açıklık getirmiyordu.
Çoğumuzun bildiği eski Yunan mit'inin başkişisi Oedipüs' in (kaderinden kaçamamış, babasını öldürmüş, annesiyle evlenmiş, annesinden 4 çocuk sahibi olmuştur) annesi Jacosta Sophocles'in, kadınlarda oğluna aşırı düşkünlük şeklinde kendini gösteren ruhsal bozukluğa ruh biliminde, "Jacosta Kompleksi" denildiğini öğrendim.
Jacosta Karmaşası: -"Annenin oğluna hastalık derecesinde ve hafif dereceden fiziksel ruhsal doyuma erişildiği, cinsel tutkuya kadar değişen sapkın bağlılığı. (Doç. Dr. Oğuz Arkonaç)
-"Anne, duygusal anlamda doyuma ulaşmak adına, oğluna neredeyse tapar. Ülkemizde yaşanan gelin-kaynana sendromlarının asıl nedeni budur. Anne, biliçnaltında, oğlunun eş ve hatta her şey olarak temsil ettiğini düşünür. Başka bir kadını oğlunun yakınında görmek istemez." (Uludağ Sözlük)
Jacosta Karmaşası yaşayan annelere bakış, toplumdan topluma değişirken; ABD'de böyel kadınlara hasta gözüyle bakılır, bizim toplumumuzda olması gereken durum diye düşünülmekteymiş. Hâlâ geleneksel feodal yapıyı kıramayan, erkek çocuğa abartılı bir şekilde önem veren toplumumuzda,"Ah, ben neler çektim, neler!!!" diye söze başlayan bu tip kadınlar; oğlunu çok seven, çok iyi, çok özverili anneler olarak algılanmakta; ama,bunun hastalıklı bir durum olduğu oğlu evlendiğinde ortaya çıkmaktadır.
Böyle annelerden en çok zarar gören; pek çok örneğini gördüğümüz gibi, bencil, kendini dünyanın merkezi sanan, sürekli ilgi bekleyen bu yüzden kişiliği olumsuz etkilenmiş erkekler.
SONUÇ: Ben, asla Jacosta Karmaşası yaşayan bir anne değilim. Tek kusurum: Sevgide, tutarlı ve ölçülü olamamak.
Bir Zile manisiyle bitiriyorum:
Yağmur yağar yerlere
Sular akar göllere
Annem beni vermiyor
Kaynanalı yerler.
30 Eylül 2012 Pazar
28 Eylül 2012 Cuma
BİR ANNENİN GÜNCESİNDEN
SÖYLEDİĞİN GİBİ.....
Psikolojik travma yaşıyorum. Oğlumu yitirdim ben; "küçük", güzel oğlumu...
İnsan sevdiğini, yalnızca biyolojik olarak yok olduğu, yani o öldüğü zaman yitirir sanırdım; ya da ona, aradaki bağları koparacak kadar büyük bir kötülük yaptığında... Meğer sevdiğinizi, o dipdiri, capcanlıyken ve siz onun "iyilik meleği" olma görevini sürdürürken de yitirilebiliyormuşsunuz. Bunu çok sonra anladım.
Biricik sevgili oğlum: Sen benim gözbebeğim, varlığımın sebebiydin. Sen benim neşem, sen benim hüznümdün. Senin sevincine sevinir, senin hüznüne hüzünlenirdim. İki adım öteye bile gitsen, öpmeden yolcu ettiysem, burukluk hisederdim içimde. Sensiz, evin neşesinin yiteceğini; gecikirsen, derslerini aksatacağını düşünür; "Gecikme oğlum!" derdim, her sokağa çıkışında: "Gecikme! Gecikme! Gecikme..." Ergenlik döneminin sancılı, şaşkın, kaygılı, varlığını ortaya koyma çabalarını yoğun yaşadığın o günlerinde, başına kötü bir şey gelmesinden korkar, kalbim deli gibi çarpar, kendimi helak ederdim geceleri eve geç döndüğünde! Bağırırdım sana deliler gibi: "Beni kalpten öldürmek mi istiyorsun! Beni kalpten öldürmek mi istiyorsun! Beni kalpten....." Böyle sefil anlarımda, suçluluk duygusu hissettirir miydim sana bilmiyorum; ama, isyan duygularını kabarttığımdan eminim. O güne dek hiç görmediğim şekilde karşımda diklenir; "Toz olurum!" diyerek tehdit ederdin beni.
Üniversitenin iyi bir bölümünü kazandığında, yolcu ederken seni dünyanın en mutlu insanı bendim sanki. Ayrılık acı verse de, kendine "iyi bir gelecek" hazırlayabileceğini, okul sonrası tekrar eve döneceğini düşünmek acımı hafifletiyordu. Bilmiyordum ki, uçan kuş tekrar yuvaya dönmez... Neyse, birgün ziyaretine geldim okuduğun kente. O da neyin nesiydi!?.. İkide bir kollarını boynuna dolayan, gözlerini gözlerinden ayırmayan sarı saçlı bir kızla çıkageldin karşıma! Hazırlıksız yakalandığım için mi bir şaşkınlığın içine düşmüştüm; yoksa, pabucumun dama atıldığı gibi bir önseziye mi kapılmıştım; bilmiyorum... Bildiğim tek şey, geçirdiğim sarsıntıydı. Neyse ki, oturduk en yakınımızdaki bir kafeye. Ben suskunlaştıkça, sarı saçlı kız, seni yanına yanına çekiyor; gülüşmeye başlıyordunuz karşılıklı. Benim, bir daha yaşamınıza giremeyeceğimi anladığım, gelecek planları yapıyordunuz birlikte. Şöyle bir baktım, oğlumun sarı saçlı kızdan başka bir şey görmeyen gözlerine; kendi kendime; "Söylediğin gibi; toz oldun oğlum!" dedim.
Devamı, bir sonraki yazımda....
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)