6 Ağustos 2012 Pazartesi

KÜFÜR BANA YAKIŞTI!


Dün Akşam üzeri Ataşehir'in üst taraflarındaki ormanlık alana gezmeye gittik kızım ve damadımla. Niyetimiz, akşam yemeğini de orada yiyip eve dönmekti. Lokanta görevlisine, biraz dolaştıktan sonra yemek için döneceğimizi bildirdik. Uzun sürdü dönüşümüz. İyice de acıkmıştık. Çamların dibindeki masalardan birine, açık iştahlarımızla oturmuştuk ki, garson kız ezik bir tavırla; "Si
ze yemek veremeyeceğiz!" dedi. "İftar için gelen çok sayıda müşterimiz var, ancak onların hizmetine yetişebileceğiz."
Ne duruma düştüğümüzü söylemeye gerek yok sanırım! Kızımla damadım tepkisizdi ama ben çok sinirlenmiştim. Çaresiz, arabamıza binmek üzere lokantanın kapalı alanına yaklaştık. Meraklı Melahat'imdir. Lokantanın camına dayanıp müşterilere baktım: Hepsi de erkekti. Bilincinde bile olmadan öyle usturuplu bir küfür savurmuşum ki, ince ruhlu damadım, şaşkınlıkla yüzüme baktı. İçinden, ağzıma acı biber sürmek geçti mi bilmem, "Niye öyle ........'ler diyorsunuz ki?!" dedi, "adamlar ibadetlerini yapıyorlar!" Tabi ki, o kent çocuğu, Anadolu gerçeklerinden uzak beyaz yakalılardan oluşan çevresi var. Kapitalist sistemin emrinde gün boyu ezim ezim ezilmekten memleket gerçeklerini görecek, düşünecek zamanı olmuyor.
Oysa saçlarını değirmende ağartmayan ben; tutucu çevrelerde, Anadolu'nun pek çok yerinde dolaştığımdan, kendim de böyle bir çevrede doğup büyüdüğümden; bu tip erkeklerin karılarını, çocuklarını aç bırakıp kendilerinin böyle lokantalarda, piknik alanlarında aksırıncaya, tıksırıncaya kadar tıkındıklarını, üstelik bu yaptıkları nedeniyle hiç de vicdan azabı çekmediklerini yakından görmüş ve hatta yaşamış biriyim. Damadıma uzun uzun anlatamadım bunları; "Evde bekleyen karılar açtır." diyebildim yalnızca.
"Küfür bana yakıştı!" dedim içimden. Damadım kontak anahtarını çevirirken, ben rahatlamış olarak bacak bacak üstüne atıp arkama yaslandım.

5 Ağustos 2012 Pazar

İNSANLIK HALLERİ

"Bir insanda, insanlığın bütün halleri bulunur."  diyor Montaigne, Denemeler'inde.
Her insanda, insanlığın bütün halleri bulunur mu bilmem ama ben uzun yıllar 'hastalıklı' bulduğum durumları  kendime yakıştıramadığımdan; iyi kalpli, paylaşımcı, kimseye acı çektirmek istemeyen, yüreği sevgi dolu, ikiyüzlülükten uzak biri olarak düşünmüşümdür kendimi, öyle olmaya da çalışmışımdır hep. Narsistlik, bencillik, mazoşistlik, cimrilik, sadistlik, cahillik, korkaklık, ikiyüzlülük bana göre değildi. Sözde; insanlık durumlarının yarıdan çoğunu silmiştim kendi karakterimden, kişiliğimden, davranışlarımdan ( "sözde" diyorum, silmenin mümkün olmadığını anladım yıllar içinde). Kısacası insanlığın şeytani yanlarından arınmış kanatsız bir melektim; ama, pembe dizilere konu olacak kadar da komiktim, eksiktim; çokça da aptaldım. Belki bu yüzden pembe gözlüklerimi gözümden hiç çıkaramıyordum. Benim için, kamufle olmanın en iyi yollarından biriydi bu!
Yaşanmışlıklarım artıp olgunlaştıkça, eksiklerimi tamamlamam gerektiğini düşünmeye başladım;
-Eski ilişkilerimi yeniden gözden geçirdim; hoşlanmadıklarımı, onlarla birlikteliğimin zaman kaybından başka bir işe yaramadığını düşündüklerimi ayıkladım, attım hayatımdan. Ben şimdi vefasızım onların gözünde; narsist ve bencilim; hatta, sadistim.
-Beni aptal sandıkları için yaşamıma müdahale etmeye kalkışan, bana akıl verip yönlendirmeye çalışan, izin verdiğim için beni güden çok bilmişleri def ettim gitti başımdan. Kafama göre yaşamaya başladığım için, onların gözünde serseri, ahlaksız, aldırmaz ve saygısız biri oldum artık.
-Yaşadığım acı günlerde,yanımda görmeyi umduğum, buhar olup uçuveren aile yakınlarına kapılarımı telefonlarımı ve yüreğimi kapattım. Kendi edindiğim dostlar yetiyor bana. Şimdi aile yakınlarının gözünde, uzak durulması gereken; soğuk, yalnız, belki yardım etmek zorunda kalacakları biriyim ben. Onlara karşı melek gibi davranmaktan vazgeçtiğime göre kimbilir, belki de şeytanın tekiyim artık.
- Çevremdeki, sırtımdan geçinmeyi alışkanlık edinmiş, hep kendi çıkarlarını gözönünde bulunduran cimri ve bencilleri de attım sırtımdan. En korkunç yakıştırma ve iftiralar onlardan geldi, yazmayayım buraya...
-Tutumlu olma, tüketicilikten uzak kalma adına, kendime karşı yaptığım cimriliği bıraktım. Güzel giysiler alıyor, gezilere katılıyor, iyi lokantalarda (bütçem elverdiği kadarıyla) karnımı doyuruyorum. Savurgan, başına buyruk diyenler oluyor bana.
Kendimi tamamlama konusunda başarısız olduğum tek konu, annelik duygusundan arınamamış olmam. Oysa ben, çocukları için saçlarını süpürge eden annelere acıyan, ayaklarının altında cennet filan istemeyen, dünyaya ve kadınlara yapılan 'övgü' dolu yakıştırmalara karşı olan bir anneyim.
SONUÇ: Kendimi tamamladıkça, özgürleştim. Özgürlük ne güzelmiş yahu!!!